AB’nin yeni sınavı: Avrupa’nın ticaret ve enerji rotaları karaya oturuyor

Ortadoğu'daki jeopolitik krizlerin gölgesinde devam enerji krizi, Avrupa'da Ren ve Tuna Nehri'nin kurumasıyla yeni bir boyuta evrildi. Petrol rafinerileri, enerji santralleri ve bölge sanayisi için kritik önem taşıyan Ren Nehri'nde su seviyesinin trafiği durdurma noktasına gelmesi, Almanya ve Orta Avrupa ekonomilerinde büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesi riskini de beraberinde getirdi. Habertürk Enerji Editörü İrem Kuşoğlu Görgü'nün haberi

Tuna Nehri'nin çekilen sularının altında ortaya çıkan II. Dünya Savaşı'ndan kalma patlamamış bombalar ve tarih öncesi mamut kemikleri gibi arkeolojik buluntular, ilk bakışta sadece geçmişin bir yansıması gibi görünebilir. Ancak bu keşifler, aslında Avrupa'nın kalbinde derinleşen bir ekonomik krizin ve hızla büyüyen enerji darboğazının somut birer habercisi.

Son aylarda özellikle Orta ve Doğu Avrupa'yı etkisi altına alan kavurucu sıcak dalgası ve şiddetli kuraklık, kıtanın en stratejik ticari ve lojistik arterleri olan Tuna ve Ren nehirlerinin su seviyelerini tarihi dip noktalara indirdi. Hollanda kıyılarından Karadeniz'e uzanan bu hayati su yollarındaki bu tıkanıklık; nehir taşımacılığını sekteye uğratmakla kalmıyor, aynı zamanda Avrupa'nın enerji arz güvenliğini doğrudan tehdit ederek kıta sanayisini yüksek navlun maliyetleri ve üretim kısıntılarıyla karşı karşıya bırakıyor.

Hürmüz Boğazı gibi küresel deniz geçişlerinin zaten risk altında olduğu bir dönemde, Avrupa'nın iç suyollarındaki bu kuraklık, kıtanın daha zorlu günlerine işaret ediyor.

REN NEHRİ KURAKLIĞI: AVRUPA SANAYİSİNİN KRİZİ

Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve doğalgaz ticaretinde kritik öneme sahipken, Kuzeybatı Avrupa'nın can damarı olan Ren Nehri de bölgesel sanayi için hayati bir taşıma hattıdır. Kimya fabrikalarını, petrol rafinerilerini, çelik dökümhanelerini, kömürle çalışan enerji santrallerini ve İsviçre, Almanya ve Fransa'daki üretim tesislerini Hollanda limanlarına bağlayan bu nehir, sanayinin kesintisiz işleyişi için olmazsa olmazdır. Nitekim Alman kimya devi BASF SE'nin Bloomberg'e yaptığı "Ren Nehri olmasaydı, Batı Avrupa'daki sanayi üretimi çökerdi" açıklaması, nehrin önemini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Yaklaşık 800 mil uzunluğundaki Ren Nehri'nde 6900 civarında gemi yük taşımacılığı yapmakta olup, güncel su seviyelerinin dramatik düşüşü trafiği neredeyse tamamen durma noktasına getirdi. Bu durum, Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya başta olmak üzere birçok ülkeyi doğrudan etkiliyor.

ALMAN EKONOMİSİ DİREKT ETKİLENDİ

Ren Nehri, 1947, 1959, 1964, 1976 ve özellikle 2018'deki tarihi kuraklık gibi dönemlerde düşük su seviyeleriyle mücadele etmişti. 2018 krizi, nehir kıyısındaki birçok sanayi tesisinin kapanmasına ve Alman ekonomik büyümesinde belirgin bir düşüşe neden olmuştu. Bloomberg'e göre, eğer yakın zamanda yağışlar başlamazsa, 2026'daki bu krizin en az 2018'deki kadar kötü olacağı tahmin ediliyor. Ren Nehri için en kurak ayların, yani Ağustos ve Eylül'ün henüz başında olunduğu göz önüne alındığında, durumun daha da kötüleşebileceği endişesi taşıyor.

Ren Nehri; tahıl, mineral, cevher, kömür ve petrol ürünleri gibi hayati maddelerin taşınmasında kilit bir nakliye arteri olup, AB'nin en büyük ekonomisindeki şirketler için ciddi darboğazlar yaratıyor. Su seviyesi trafiği durduracak kadar düşerse, bu kayıplar hızla iç bölgelere yayılacaktır. İsviçre gibi ülkeler, Antwerp-Rotterdam-Amsterdam petrol merkezinden gelen dizel gibi rafine ürünleri temin etmekte zorlanacak ve stratejik petrol rezervlerini kullanmak zorunda kalabilecektir. Alman petrokimya tesisleri ve çelik dökümhaneleri, Kuzey Denizi limanlarından ithal edilen hammaddelerin yetersizliği nedeniyle üretimlerini azaltmak zorunda kalabilir. Almanya'da yerel yakıt kıtlığı da olasıdır. Ren Nehri'ndeki bu aksama, küresel enerji piyasalarının zaten kırılgan olduğu bir dönemde meydana gelmesiyle durumu daha da ağırlaştırıyor.

Hürmüz Boğazı veya Bab ül-Mendeb gibi kritik geçitlerde olduğu gibi, alternatif taşıma yolları mevcut olsa da, bunlar hem pahalı hem de lojistik açıdan zorludur. Şu anda gemiler Kaub boğazının kayalık nehir yatağını geçebiliyor, ancak yüklerini azaltmak zorunda kalmaları nedeniyle büyük bir kapasite kaybı yaşanıyor. Geçen hafta, ortalama yük kapasitesi normalde 5100 tondan 800 tona kadar düşmüştü.

YALNIZCA REN NEHRİ DEĞİL: TUNA DA ENERJİ KRİZİYLE SAVAŞIYOR

Avrupa'yı etkileyen bu kuraklık, sadece Ren Nehri'ni değil, aynı zamanda Tuna Nehri'ni de vurdu. Tuna Nehri'nde de bazı bölgelerde su seviyeleri rekor düşük seviyelere geriledi ve bu durum denizcilik, enerji üretimi ve turizmi ciddi şekilde etkiledi. Macaristan Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre, Tuna Nehri'ndeki ölçüm istasyonlarında su seviyesi tarihi düşük değerlere ulaştı ve 2018'deki rekor seviyeyi de geride bıraktı.

Bu durumun en ciddi sonuçlarından biri, Macaristan ve Romanya'nın tarihlerinde ilk kez Tuna Nehri'nin soğutma sistemleriyle çalışan atom reaktörlerini kapatmak zorunda kalmasıdır. Macaristan'ın elektriğinin neredeyse yarısını sağlayan Paks Nükleer Santrali, Pazartesi gününden bu yana üretimini azaltıyor ve önümüzdeki hafta tamamen kapatılması bekleniyor. Macaristan Başbakanı Peter Magyar, bu durumun bir enerji krizine yol açabileceği uyarısında bulunarak vatandaşlardan enerji tüketimini azaltmalarını istedi. Benzer şekilde, Romanya'da da Cernavodǎ enerji santralindeki bir reaktör ünitesi kapatıldı ve ikinci bir ünitenin de kapatılacağı duyuruldu.

Slovakya ve Macaristan'dan Romanya ve Bulgaristan'a kadar Tuna Nehri üzerindeki gemiler, tam yüklü olarak seyahat edemiyor ve uzun bekleme süreleriyle karşılaşıyor. Sırbistan'da, Djerdap 1 hidroelektrik santralinin üretim kapasitesi yüzde 20'ye düşerken, Kostolac kömürle çalışan enerji santrallerindeki soğutma sistemleri de aksadı.

BÜYÜME TAHMİNLERİNİ ETKİLEYEBİLİR

Ekonomistler, nehir seviyelerinin Ağustos ayı boyunca düşük seyretmesi durumunda, Almanya ve Orta Avrupa ekonomilerindeki büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilebileceği konusunda uyarıyor. Enerji krizi ve tedarik zinciri aksaklıklarıyla son dönemin en zorlu süreçlerini geçiren Avrupa ülkeleri, artık iklim değişikliğinin sadece geleceğin değil, bugünün ticaret ve enerji dengelerini doğrudan sarsan bir makroekonomik risk faktörü olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor. Mevcut durum, kıta için hiç de iç açıcı bir tablo çizmiyor ve acil çözüm arayışlarını zorunlu kılıyor.

Benzer Videolar