DOLAR

43,5008

0.02%
EURO

51,6164

0.03%
ALTIN(gr)

6.494,76

-4,31%
BİST 100

13442.29

-4,31%
AMD Başkanı Hasan Yücel: Yeraltında en az 1 trilyon dolar var
  • Sun Press
  • Ekonomi
  • AMD Başkanı Hasan Yücel: Yeraltında en az 1 trilyon dolar var

AMD Başkanı Hasan Yücel: Yeraltında en az 1 trilyon dolar var

Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, dünya hızla “kritik mineraller” çağına girerken, Türkiye için maden potansiyelini üretime dönüştürmenin artık bir seçenek değil stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, “Türkiye’nin bilinen 6 bin 500 tonluk altın potansiyeli, bugünkü fiyatlarla 1 trilyon doların üzerinde bir değere karşılık geliyor. Gelişen teknoloji ve doğru politikalarla bu potansiyeli 10 bin tona çıkarabiliriz. Bu güç, Türkiye’yi ekonomik olarak sıçratacak bir kaldıraçtır” dedi

ABONE OL
29 Ocak 2026 12:01
AMD Başkanı Hasan Yücel: Yeraltında en az 1 trilyon dolar var
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, ekonomi muhabirleriyle yaptığı toplantıda, dünya genelinde rekor seviyelere ulaşan altın fiyatları ve Türkiye’nin zengin altın potansiyeline dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Yücel’in açıklamaları, sektörün mevcut durumu, zorlukları ve geleceği hakkında çarpıcı detaylar içeriyor:

Altın ve Kritik Mineraller: Yeni Enerji Döneminin Temeli

Dünya nüfusu hızla artarken, yıllık maden tüketimi yaklaşık 60 milyar ton seviyesinde. Nüfus 10 milyara ulaştığında bu tüketimin 100 milyar tona çıkması bekleniyor. Madenlere olan talep artmaya devam ederken, enerji ihtiyacının dört katına çıkacağı öngörülüyor. 2050 yılına kadar petrol ve doğalgaz kullanımının %50-60 oranında azaltılması hedeflenirken, bu açığın “kritik mineraller” ile kapatılması gündemde. Yapay zeka, iklimlendirme ve karbon ayak izini silme gibi hedefler, daha fazla enerji üretimi ve depolaması için bu minerallere olan ihtiyacı artırıyor. Bu durum, bizi karbon yakıtlardan vazgeçip “kritik mineraller çağına” taşıyor.

Çin’in Maden Stratejisi ve Türkiye’nin Jeolojik Avantajı

Çin, 1980’lerden bu yana bu dönüşümü öngörerek stratejik adımlar attı. Hem maden kaynaklarına hakim oldu hem de rafineri ve teknoloji yatırımlarını güçlendirdi. Bugün Çin, teknolojik üstünlüğüyle birlikte kritik mineraller üzerinde de güçlü bir kontrole sahip. Hiçbir ülke tüm minerallere tek başına sahip olamaz ve dışa bağımlılık kaçınılmazdır. Ancak Türkiye, jeolojik potansiyeli sayesinde 80-90 çeşit mineral çeşitliliğine sahip en şanslı ülkelerden biri konumunda.

Türkiye Madencilikte Neden Yüzyıl Geride? Küresel Rekabet ve Tartışmalar

Küresel ölçekte yeni bir döneme girilirken petrol bolluğu ve ucuzlaması beklenirken, kritik minerallerin önemi artıyor. Amerika ve Çin arasında bu mineraller üzerine büyük bir savaş yaşanıyor. Çin’in nadir toprak elementleri gibi kritik kaynaklara hakim olması, ABD’nin teknolojik atılım yapmaması halinde Çin’in küresel pazarı domine etmesi endişesini doğuruyor. Türkiye’nin hala “Üretsek mi, doğaya dokunmasak mı?” gibi tartışmalar yapması, bizi dünyadan 100 yıl geriye düşürüyor.

Modern Madencilik ve Çevre Duyarlılığı: Türkiye’deki Standartlar

Günümüzde teknoloji sayesinde iş kazalarını ve çevre hassasiyetini sıfıra indiren, doğayla uyumlu madencilik yapmak mümkün hale geldi. Dünya genelinde kaynaklar azaldıkça uzayda veya deniz diplerinde maden aramaları hız kazanıyor. Türkiye’de ise madencilik standartları, özellikle 2016 sonrası dönemde önemli ölçüde yükseltildi. Ülkemizdeki handikap, dünyanın en iyi standartlarında çalışan modern madenlerin yanı sıra, Zonguldak’taki kaçak ocaklar gibi 200 yıl önceki ilkel yöntemlerle işletilen yerlerin de bulunması. Türkiye bu farkı kapatmak için yasal düzenlemeler yapmaya devam ediyor.

Türkiye’nin Keşfedilmeyi Bekleyen Altın ve Maden Rezervleri

Türkiye, yüksek jeolojik potansiyele sahip olmasına rağmen yeraltı kaynakları tam olarak aranmamış durumda. Ülkemizin yeraltının sadece ilk 50-60 metresi hakkında bilgiye sahibiz. Daha derinlere inildikçe 70-80 çeşit mineral varlığı öngörülüyor. Bu potansiyeli ortaya çıkarmak için “risk sermayesine” ihtiyaç duyuluyor. Madencilikte arama faaliyetleri büyük riskler içerir; örneğin, 300-350 arama ruhsatından sadece biri işletmeye dönüşebiliyor. Türkiye’de arama faaliyetlerine karşı bile olumsuz bir refleks olması, bu sürecin önündeki engellerden biri. Oysa arama, genellikle 5-10 santimetre çapında bir sondajla yeraltına bakmaktan ibarettir. Mevcut konuşulan madenler ise genellikle yüzeye yakın olanlardır.

Cari Açığı Kapatmada Altın ve Madenlerin Stratejik Rolü

Türkiye’nin yaklaşık 110 milyar dolarlık cari açığının 60 milyar doları maden kaynaklıdır. Bu tutarın 25 milyar doları altından, 45 milyar doları ise bakır, alüminyum, demir gibi metallerden kaynaklanıyor. Türkiye, bu metallerin tamamını üretebilecek potansiyele sahip. Henüz nadir toprak elementleri gibi stratejik kaynakların potansiyeli bile tam olarak değerlendirilmiş değil.

Altın: Küresel Ekonomide Güvenli Liman ve Enflasyon Kalkanı

Bazıları “Altın üretmesek olmaz mı, ne gereği var?” diye sorabilir. Ancak altın, dünyanın ortak geçerli tek finansal aracıdır. Amerika’nın doları, kripto veya dijital paralarla tartışılırken, tarih boyunca “güvenli liman” algısını koruyan ve tartışmasız kalan tek değer altındır. Altın, pazar sorunu olmayan ve dünyanın her yerinde geçerliliği olan bir varlıktır. Bir kilogram altına sahip olmak, dünyanın herhangi bir yerinde hayatınızı idame ettirebilmeniz anlamına gelir. Aynı zamanda altın, enflasyona karşı da ciddi bir koruma aracıdır.

Türkiye’nin Trilyon Dolarlık Altın Potansiyeli: Yastık Altından Yer Altına

Türkiye, hem yer altında hem de “yastık altında” altın varlığıyla şanslı bir ülke. Tahminlere göre, yastık altında 6.000 ila 8.000 ton altın bulunuyor; Hasan Yücel’e göre bu miktar 8.000 tona daha yakın, ki bu da kişi başı yaklaşık 100 gram altına tekabül ediyor.

1990’lı yıllarda yapılan projeksiyonlar, Türkiye’nin 6.500 ton altın potansiyeline işaret ediyordu. Bu miktar, bugünkü 5.000 dolar/ons seviyesinden hesaplandığında 1 trilyon doların üzerinde bir ekonomik değere karşılık geliyor. Risk sermayesiyle yapılan çalışmalarla bunun 1.500-2.000 tonluk bölümü rezerve dönüştürülmüştür. Ancak mevcut jeolojik veriler ve saha tecrübesi, Türkiye’nin yeraltındaki altın varlığının 10.000 ton, gelişen teknolojilerle ise 12.000 tona kadar çıkabileceğini gösteriyor. Bu büyüklük, sadece bir maden potansiyeli değil; doğru politikalar ve üretimle Türkiye’nin ekonomik dengelerini değiştirebilecek stratejik bir güç anlamına geliyor.

Yerli Altın Üretimiyle Cari Açığa Kalıcı Çözüm

Türkiye’de ilk altın madeni 2001 yılında üretime geçti. Bu tarihe kadar, altın fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde dahi her yıl 10-15 milyar dolar, pandemi döneminde ise 30 milyar dolara varan altın ithalatı yapıldı. Altın ithalatının cari denge üzerindeki etkisi nedeniyle Merkez Bankası istatistiklerinde “altın hariç cari açık” kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin yaklaşık 100 milyar dolarlık cari açığı, klasik sektörlerle kapatılamayacak kadar büyük bir yapısal sorundur. Bu açığın kalıcı çözümü, yeraltı kaynaklarının üretime kazandırılmasından geçmektedir.

Türkiye’nin Yüksek Altın Potansiyeli ve Düşük Üretim Hacmi

Türkiye’nin yıllık altın üretimi 2025 itibarıyla sadece 28 ton seviyesindedir. Bu miktar, 10.000 tonluk potansiyelin binde ikisine karşılık gelmektedir. Aynı dönemde Türkiye yılda 140-150 ton altın ithal etmektedir. Üretimin 28 tondan 100 tona çıkması, yatırım ortamının oluşmasına bağlıdır.

Altın Madenciliğinde Yüksek Risk ve Yatırım İhtiyacı

Altın madenciliği, perakende altın alımına benzemez. Bugüne kadar 10 milyar dolar üretim yatırımı ve 2 milyar dolar arama yatırımı yapılmıştır. Yani 28 tonluk üretimin arkasında 12 milyar dolarlık bir sermaye riski bulunmaktadır.

Dünya genelinde kıymetli ve metalik maden aramalarına yılda yaklaşık 12 milyar dolarlık risk sermayesi ayrılırken, bunun %44’ü altın aramalarına yönlendirilmektedir. Türkiye’de ise altın aramalarına ayrılan yıllık risk sermayesi yalnızca 40 milyon dolar seviyesindedir; bu da dünya genelinde altın aramalarına ayrılan toplam kaynağın sadece binde 7’sine karşılık gelmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin sahip olduğu güçlü jeolojik potansiyele rağmen arama yatırımlarında küresel ölçekte yeterince pay alamadığını ve bu alanda ciddi bir yatırım açığı bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Altın Arama Ruhsatlarından Üretime: Süreçteki Zorluklar

Altın için yaklaşık 350 arama ruhsatı alınırken, bunlardan yalnızca biri işletmeye dönüşebilmektedir. Geriye kalan 349 arama, zarar hanesine yazılmaktadır. Bir aramanın madene dönüşebilmesi için, işletmenin büyüklüğüne bağlı olarak en az 250 ila 400 milyon dolar düzeyinde yatırım yapılması gerekmektedir.

Altın üretiminin düşük kalmasının nedeni kaynak yetersizliği değildir. Çevre hassasiyeti üzerinden yürüyen tartışmalar, uzayan izin ve prosedür süreçleri, lisansların çok parçalı yapısı, risk sermayesinin süreklilik göstermemesi, toplumda madenciliğin yeterince doğru anlaşılmaması gibi yapısal sorunlardır.

Türkiye’de 17-18 civarında çalışan altın madeni bulunmaktadır. Ancak bunların yalnızca 4-5 tanesi büyük ölçeklidir. Toplam üretimin büyük bölümü 3-4 büyük şirket tarafından gerçekleştirilmektedir.

Çöpler Madeni Vakası: Altın Üretimine Etkileri

Çöpler Madeni, yıllık 7-8 tonluk üretimiyle Türkiye’nin toplam altın üretiminin yaklaşık %25’ini oluşturmaktaydı. Bu madenin kapalı olması, Türkiye’nin toplam altın üretiminde ciddi bir düşüşe neden olmuştur. Türkiye geçmişte 42 ton üretim seviyelerini görmüştür.

Türkiye’de Altın Madenciliğinde Yerli ve Yabancı Sermaye Dengesi

Ülkemizde 28 tonluk altın üretiminin yaklaşık %60’ı yerli şirketler, %40’ı ise yabancı sermayeli şirketler tarafından gerçekleştirilmektedir. Yabancı sermayeye yönelik toplumsal bir refleks olsa da, hem arama teknolojilerine hem de risk sermayesine duyulan ihtiyaç nedeniyle bu sermayeyi dışlamak çözüm değildir. Yabancı sermaye, yerli ortaklık modelleriyle teşvik edilebilir. Yabancı sermayeli şirketler Türkiye’de Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmakta ve yerli şirketlerle aynı vergilere tabidir. Kâr transferleri de vergilendirilerek yapılmaktadır.

Altın Madenciliğinde Vergi Rejimi ve Ekonomik Katkı

Türkiye yılda 22 milyar dolar altın ithal etmekte, buna karşılık yalnızca 3 milyar dolar civarında altın üretmektedir. Bu üretimin yaklaşık %50’si operasyonel maliyettir. Kalan kâr üzerinden %25 kurumlar vergisi ödenir. Devlet hakkı, altın fiyatına endekslidir. Altın fiyatı 3.000-4.000 dolar/ons seviyesinde olduğunda devlet hakkı %18-25 aralığına yükselmektedir. Uluslararası çalışmalara göre, yüksek vergi uygulandığında 100 projeden sadece 18’i üretime geçebilirken, makul vergi rejiminde ise 67 proje hayata geçmektedir. Asıl mesele, tek tek yüksek oranlar değil; toplam ekonomik katkıdır.

Altın Madenciliğinde Siyanür Kullanımı ve Çevre Güvenliği

Siyanür, altın madenciliğinde kapalı devre sistemlerde kullanılmakta ve doğaya deşarj edilmemektedir. Kontrolsüz durumda dahi siyanür güneş ışınlarıyla parçalanır ve kalıcı bir ağır metal değildir. Dünya genelinde siyanür nedeniyle hayatını kaybeden bir madenci örneği bulunmamaktadır.

Madencilikte Şeffaf ve Bağımsız Denetim Mekanizmalarının Önemi

Madenler bugün kamu tarafından denetlenmektedir. Ancak kalıcı ve güvenilir bir yapı için devletin her aşamayı birebir denetlemesi yerine, yatırım ve operasyon süreçlerini kapsayan bağımsız denetim mekanizmalarını kuran ve yöneten bir rol üstlenmesi gerekmektedir. Dünyadaki uygulamalarda olduğu gibi iç ve dış bağımsız denetim sistemleri esas alınmalı, bu denetimlerin maliyeti yatırımcıya yansıtılmalı ve sonuçlar şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Dış finansman kullanılan projelerde zorunlu tutulan bağımsız denetim yaklaşımı, istisna değil sektör standardı haline gelmelidir. Böylece çevreye zarar verenle işini doğru yapan net biçimde ayrıştırılabilir; standartlara uyanın önü açılırken, ihlal edenlerin ruhsatları tereddütsüz iptal edilebilir.

Madencilikte Planlama Eksikliği ve Maliyet Etkileri

Planlama eksikliği, maliyetleri doğrudan artırmaktadır. İstanbul’da taş üretilmezse, bu ihtiyaç başka bölgelerden taşınarak karşılanmak zorunda kalınır ve konut maliyetleri ciddi şekilde yükselir. Çözüm, üretimi tamamen reddetmek değil; standartları yükseltmektir.

Bir ülke kendi ihtiyacını üretmek zorundadır. Üretmezse ithal eder ve dışa bağımlı hale gelir. Hem iç ihtiyacı karşılamak hem de satılabilir katma değer üretmek esastır.

Türkiye’nin Bölgelere Göre Altın ve Maden Potansiyeli

Karadeniz, Çanakkale ve Balıkesir öne çıkan bölgeler arasındadır. İç Anadolu’da da rezervler bulunmaktadır. Doğu Anadolu ise güvenlik sorunları nedeniyle yeterince aranmış değildir ve ciddi bir potansiyel barındırmaktadır.

Bir bölgede çok sayıda ruhsat olması, her yerin maden olduğu anlamına gelmez. Rezervin varlığı jeolojik yapıya bağlıdır. Ruhsat sahasının genişliği, işletilebilir rezerv bulunduğu anlamına gelmeyebilir.

Madencilikte Su Yönetimi ve Yeşil Enerjiye Geçişin Maden İhtiyacı

Maden şirketleri, buldukları su kaynağını sınırsız kullanamaz. İçme suyu ve tarımsal sulama önceliklidir; ancak artan su varsa sanayi ve maden kullanımına izin verilir.

Dünyanın enerji ihtiyacı önümüzdeki dönemde katlanarak artacaktır. Kömür ve doğalgazın yerini yeşil enerji alacaktır; ancak bu dönüşüm tamamen metal madenciliğine bağlıdır. Lityum, kobalt, bakır, alüminyum ve nadir toprak elementleri olmadan yeşil enerji mümkün değildir.

Madenciliği dışlayan bir yaklaşım, yeşil enerjide de dışa bağımlılığı artırır. Doğru yaklaşım, madenciliği reddetmek değil; eksikleri gidererek, standartları yükselterek güçlü bir sektör inşa etmektir.

Altın: Yüksek Katma Değeriyle Türkiye Ekonomisine Stratejik Katkı

Altın, katma değeri en yüksek madenlerin başında gelmektedir. Nitekim 2025 yılında Türkiye’nin 273 milyar dolarlık ihracatında, 1 kilogram ihracatın ortalama değeri yalnızca 1,5 dolar seviyesindeyken, 1 kilogram altının değeri yaklaşık 110 bin dolardır. Başka bir ifadeyle, 1 kilo altın, ortalama ihracatta on binlerce kiloluk ürüne eşdeğer bir ekonomik değer yaratmaktadır. Altını, kilogram başına yaklaşık 650 dolar ile mücevherat ve 100 dolar civarıyla İHA–SİHA gibi savunma sanayii ürünleri izlemektedir. Bu tablo, dış ticaret açığını kapatmanın yolunun yükte hafif, değerde ağır üretimden geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır. Altın Madencileri Derneği olarak hedefimiz; altından kaynaklanan dış ticaret açığını azaltmak, altın madenciliğini uluslararası standartlarda, çevreyle uyumlu ve sorumlu madencilik ilkeleriyle ülke ekonomisine kalıcı katma değer sağlayan stratejik bir alan haline getirmektir.

Yerli Altın Üretimi: Döviz Tasarrufu ve Finansal İstikrarın Güvencesi

Türkiye’de madenlerden üretilen altının yurt dışına satılması yasaktır; tüm yerli üretim Borsa İstanbul üzerinden işlem görür ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Darphane alımda öncelik hakkına sahiptir. Merkez Bankası, yurt içindeki madenlerden çıkan altını Türk Lirası ödeyerek doğrudan madenciden satın alırken, ithal altın için döviz ödemek zorundadır. Bu nedenle yerli altın üretimi yalnızca bir madencilik faaliyeti değil; döviz tasarrufu sağlayan, cari açığı azaltan ve finansal istikrarı güçlendiren stratejik bir ekonomi politikasıdır.

Altın Fiyat Artışlarının Kamu Gelirlerine Etkisi ve Vergi Yükü

Madenciler, sanayicilerin ödediği 4 kalem vergiye ek olarak ruhsat, orman izin, rehabilitasyon ve devlet hakkı dahil toplam 8 kalem vergi ve bedel ödemektedir. Altın madenciliğinde devletin payı sabit değildir; fiyat yükseldikçe artan oranlı yapıyla otomatik olarak artar. 2025’te 3.431 $/ons seviyesinde %19 olan devlet hakkı, 2026’da 4.501-4.800 $/ons aralığında %23’e, 5.000 $/ons seviyesinde ise yaklaşık %25’e çıkar. Böylece altın fiyatındaki her artış, ek düzenlemeye gerek kalmadan kamunun gelirini doğrudan artırır. Madencilikte dünyanın en yüksek devlet hakkı, orman izin bedelleri ve kurumlar vergisi Türkiye’de uygulanmaktadır.

Küresel Belirsizlikler Karşısında Altının Kalıcı Yükselişi

Altındaki yükseliş tek bir yıla ya da geçici bir harekete indirgenemez. 2025 rekorları, jeopolitik riskler, küresel belirsizlikler, merkez bankalarının artan alımları ve enflasyonla mücadeledeki kırılganlığın sonucuydu. 2026’da bu risklerin azaldığını söylemek mümkün değil; aksine dünya daha öngörülemez hale geliyor. Bu ortam, altının güvenli liman gücünü daha da pekiştiriyor. Kısa vadeli dalgalanmalar olsa da, orta ve uzun vadede yükseliş trendinin korunacağı, altının 2026’da da yatırımcı ve üreticinin ana gündemi olacağı net.

Madencilik ve Doğa Uyumu: Rehabilitasyon ve Sürdürülebilirlik

Madenlerin bulunduğu yeri değiştirmek mümkün değildir; bu nedenle bazı sahalarda madenli kayaçların üzerinde ağaçlar bulunabilir. Bu alanlarda ağaçlar nakledilebilir ya da rezerv tükendikten sonra sahalar yeni mevzuat gereği rehabilite edilerek doğayla uyumlu hale getirilir. Nitekim Türkiye’de madencilik sonrası başarıyla iyileştirilmiş pek çok örnek bulunmaktadır; geçmişte rehabilite edilmeden bırakılmış sahalar ise bugünkü uygulamaları ve standartları temsil etmemektedir.

Madencilik Faaliyet Alanları ve Korunan Bölgeler

Türkiye’de maden arama ruhsatı verilirken milli parklar, sit alanları, mutlak ve kısa-orta mesafeli su havzaları ile gen koruma alanları gibi madenciliğe kısıtlı bölgelerde ruhsat verilmez. Maden çıkarımı için kullanılan alanlar, ülke yüzölçümünün yalnızca binde 1,8’i düzeyindedir. Orman alanlarının ise yaklaşık binde 3’ü, madencilik faaliyetleri için geçici olarak kullanılmaktadır.

Altın: Türkiye İçin Küresel Belirsizliğin Ekonomik Sigortası

Biz üreticiler açısından altın yalnızca bir yatırım aracı değil; ülkeler için stratejik bir ekonomik değerdir. Türkiye gibi rezerv potansiyeli yüksek ülkeler için asıl kazanım, bu küresel dönemi doğru politikalarla üretime dönüştürmektir. Kalıcı fayda fiyat artışından değil, yerli üretimin ekonomiye katkısından gelir. Altını yalnızca fiyatı yükselen bir emtia olarak okumak eksik olur. Bugün altın; jeopolitik gerilimlerin, enerji savaşlarının ve küresel belirsizliğin sigortasıdır.

Türkiye İçin Altın Madenciliği: Ekonomik Bağımsızlık ve Stratejik Öncelik

Türkiye bu dönemi doğru okursa, altın fiyatlarındaki yükselişten yalnızca yatırımcı değil; ülke ekonomisi, sanayisi ve stratejik bağımsızlığı da kazanır. Yurt içinde üretilen her ton altın; ithalatı azaltır, döviz çıkışını sınırlar ve cari açığı doğrudan aşağı çeker. Yerli üretim, rezerv yönetimini güçlendirir ve ülkenin ekonomik manevra alanını genişletir. Altın madenciliği; istihdam, teknoloji ve yerel kalkınma yaratır. Asıl katma değer, altının nasıl üretildiğinde ortaya çıkar.

Türkiye’nin 100 Ton Altın Üretim Hedefi: Yol Haritası ve Stratejik Vizyon

Türkiye; insan kaynağı, mühendislik bilgisi ve altyapısıyla yılda 100 ton altın üretimini kendi imkânlarıyla gerçekleştirebilecek seviyededir. Bu hedef, Türkiye’nin altın madenciliğinde ulaştığı seviyenin doğal sonucudur. Altın; enerji ve savunma sanayii gibi stratejik sektörler arasında ele alınmalıdır. Ancak bu bakış açısıyla risk sermayesi sektöre yönelir. Bürokratik gecikmeler üretimin önündeki en büyük maliyettir. Öngörülebilirlik, sermayenin anahtarıdır.

Yeni Dünya Düzeninde Madenciliğin Rolü: Teknolojiden Jeopolitiğe

Madencilik, yeni ekonominin kurucu unsuru haline geliyor. Elektrikli araçlardan bataryalara kadar bu dönüşüm, daha fazla maden ve metal gerektiriyor. Altın, bu dönüşüm sürecinde finansal istikrarın güven unsuru olmayı sürdürüyor. Nadir metaller ve kritik mineraller, enerji ve teknoloji çağının temel girdileri. Asıl güç, bu kaynakları uç ürüne dönüştürebilmekte. Türkiye, jeofizik potansiyelini; bilimi merkeze alan, çevreyle uyumlu ve yüksek teknolojili üretimle birleştirdiğinde, bunu yalnızca ekonomik kazanca değil jeopolitik üstünlüğe dönüştürebilir.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r